Deniz Kılıçlı Altyapıbasket'e Konuştu

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Efes Pilsen altyapısından yetişen ve sezon başında soluğu Amerika'da alan milli oyuncu Deniz Kılıçlı, Altyapıbasket'e konuştu. İstanbul'un en güzel yerlerinden biri olan Beşiktaş sahilinde sorularımızı cevaplayan Deniz, verdiği içten cevaplarla söyleşiye ayrı bir keyif kattı. Sözü fazla uzatmadan dilerseniz röportaja geçelim;

Öncelikle Efes Pilsen’den ayrılış hikayenle başlamak istiyorum. Yıllarını verdiğin Efes'ten neden ayrılıp Amerika'ya gittin?

Herhangi bir problemden veya sorundan dolayı ayrılmadım, kulübüm tarafından da güzel bir teklif yapıldı. Bu sezon kalsaydım Darüşşafaka’da forma giyecektim ancak reddettim. Nedenlerine gelince; Açıkçası küçüklüğümden beri Efes Pilsen formasını giymek en büyük hedefimdi nitekim bu formayı altyapıda giydim ve bundan gurur duydum. Fakat baktımki benim burada basketbolumu geliştirmem istediğim şekilde olmayacaktı. Bu nedenle şansımı Amerika’da denemek istedim. Konu ile ilgili olarak Efes Pilsen Genel Menajeri Engin Özerhun ile konuştum ve kendisine beni isteyen okullar olduğunu ve burs teklif ettiklerini söyledim. Engin Özerhun da bana 12 senelik oyuncuları olduğumu ve kaybetmek istemediklerini söyledi fakat böyle bir durumda kendi oğluna dahi olsa gitmesini tavsiye ederdim dedi ve bana çok da yardımcı oldular bu konu hakkında.

Peki süreç nasıl işledi, seni ilk nerede keşfettiler?

Genç Milli takım ile Almanya’daki, Albert Schweitzer turnuvasında en iyi power forvet seçildikten sonra, bir – iki okulun antrenörü beni izlemiş ve beğenmişler. Türkiye’de de araştırmalar yapmışlar. Fakat esas dönüm noktası, Eski NBA oyuncusu Alman, Detlef Schrempf, Adidas markasının oyuncu taramaları yapan yetkilisiydi ve beni Dallas’taki Adidas kampına çağırdı. Adidas kampına gittim ve oradada bir kaç okul beni beğendi. Oradaki görüşmelerde de beni istediklerini açıkça dile getirdiler ve yapılan konuşmaların ardından ben de ikna oldum. Böylece Amerika maceram da başlamış oldu.

Giderken bir kaygın varmıydı, aklından neler geçiyordu ?

Giderken şöyle bir kaygım vardı. Hayatım boyunca hep Avrupa basketbolu oynadım. Amerika gibi bir ülkeye tek başına gidip, tekrar birşeyler başlamak, kimsenin seni tanımadığı bir yere gitmek konularında ister istemez kaygılarım oldu. Fakat kendime güvenmem gerektiğini düşündüm. Risk almak gerekiyorsa almalıydım, kısacası büyük oynamam gerekiyordu bende bu yönde tercihimi kullandım. Aslında gidişimin bir diğer nedenide burada artık motivasyonumu kaybetmiştim, son senemi kötü geçirmiştim ve birazda tekrar motivasyonumu kazanmak istediğim için Amerika’ya gittim.

Motivasyonunu kaybetmenin sebebi neydi?

Tamamen benimle alakalı bir durumdu. Geçtiğimiz sezon gerçekten çok yoğun bir tempo yaşadık. Pertevniyal ile gerek TB2L gerekse genç takım çok yordu beni ve biraz dağıldım denilebilir. Üstüne milli takımla da istediğim performansı ortaya koyamadım. Bütün bunlar üst üste geldiğinde düşündüm ki burada kaldığım taktirde kafa olarak kendimi toparlayamayacağım ve bu motivasyon kaybı ile gerek ben istediğimi yapamayacaktım gerekse istenileni de veremeyecektim.

Buradaki altyapı maçlarında annen ve baban tribündeki yerlerini alarak seni destekliyordu. Şimdi Amerika’dasın ve genç yaşında ailenden uzak kaldın, onların eksikliğini hissediyormusun?

İlk gittiğinizde zor oluyor tabi ancak belli bir yaşa geldiğiniz zaman artık bunları düşünmemeniz gerekiyor çünkü bu benim işim ve bir müddet sonra zaten onlardan ayrı olacaktım. Amerika’daki ilk iki haftam oldukça zor geçti, onları çok özledim ama daha sonra işler iyi gitmeye başladı ve o özlemde yavaş yavaş bitti. Aslında tek başıma kaldığımda neler yapabilirim görmek istedim. Bu kısa dönemde derslerime ağırlık vermeye çalıştım, ufak sıkıntılar yaşasamda derslerimde de elimden geleni yapıyorum. Amerika büyük bir vitrin bunu değerlendirmeye çalışıyorum. Küçük bir örnek vereyim mesela burada siz ve bir kaç internet sitesi altyapı ile ilgili çalışmalar yapıyorsunuz ancak orada ülkenin en büyük spor sitesi ESPN’in en alt kademeye kadar bilgi ve haber verdiği bölümleri var, oyuncu değerlendirmeleri yapıyorlar ve sizi vitrine çıkartıyorlar. Scoutlar ayrıca buralardan aldıkları bilgilerle sizleri takip ediyorlar. Örneğin bir kaç scout bana gelip NBA’e yatkın olduğumu ve 2-3 sene sonrası için ümitli olduklarını söylediler.

ESPN’de bu bilgiler hakkında basketbolseverleri bilgilendirir misin?

Maçlarımı izleyip, potansiyeline ve oyun tarzına göre raporlar yazıyorlar. İsmin duyulduktan sonra her maç scoutlar geliyor. Amerika genelinde benim yaşımda 800 oyuncu var ve genel sıralamada 27.sıradayım, Power Forvetler sıralamasında ise 10.sıradayım. Draft Express sıralamasında ise 8.sıradayım. Açıkçası benimde yüzümü güldüren dereceler bunlar.

En çok neyi özlüyorsun orada?

Kebap ve İskender’i acayip özlüyorum.

Seyircilerin basketbola bakış açısı nasıl?

Tabi örneğin biz burada en fazla 3.000 kişiye maç oynamışızdır. Onlarda Sakarya’daki Hikmet Erdem turnuvası ve Liselerde, Bağcılar Spor Salonun’daki Doğa Koleji maçı idi benim hatırladığım. Fakat orada her maç en az 3.000 kişiye oynuyorsunuz.

Amerika'ya ilk adımını attığından aklında ne gibi düşünceler vardı?

Uçaktan indiğim zaman kendime ilk söylediğim söz “Eskisi gibi yapmayacağım, sahip olduğum yetenekleri değerlendireceğim." Zaten ondan öncede çok büyük bir motivasyon ile kendimi Amerika’ya hazırladım. Bazı özeleştirilerde bulundum ve ilk antrenmana başladığımda herkese Deniz Kılıçlı’yı göstermem gerektiğini düşündüm. Nitekim çok iyi bir yaz antrenman dönemi geçirdim. Gerçi kondisyon ve güç antrenmanlarımı kendim yaptım çünkü orada, Efes Pilsen’de olduğu gibi halter antrenmanları yok. Çabukluğumu geliştirmek için antrenmanlar yaptım, bu konuda belli bir gelişme katettim ancak hala istediğim ölçülerde değilim. Şutumu da baya geliştirdiğimi düşünüyorum. Gerçi bütün bunların yanında gittiğim takımın benim üzerime kurulu olması da büyük avantaj oldu benim için.

İngilizce durumun nedir peki orada sıkıntı yaşadın mı?

Ben buradan giderken İngilizcem iyiydi. Tabi yazmak olarak iyiydi, konuşması ayrı bir kabiliyet isteyen bir işti. İyi konuşmak için iyi taklid yapmak gerektiğini düşünüyorum, biliyorsunuz yine Efes Pilsen formasını giymiş Can Korkmaz’da benimle aynı okulda. Onunla beraber İngilizcemizi geliştirmek için gerektiğinde kendi aramızda bile İngilizce konuştuk. Bir yerden sonra alıştık ve şuan oldukça iyi durumda.

Okulda durumlar nedir, oradaki ders sistemi nasıl ?

Öncelikle çok iyi bir öğrenci olmadığımı belirteyim ancak oradaki sistemde oldukça rahatsınız. Türkiye’de de Matematik görüyorsunuz, Amerika’da da ancak orada verilen işleri yaparsanız, ödevlerinizi yaparsanız sorun olmuyor. Sınavlardan geçemeseniz bile ödevleriniz ile sınıfı geçebiliyorsunuz. Kısacası öncelik sorumlulukları yapmakta, öğrenip öğrenmediğinizi sınama olayının çok fazla üstünde durmuyorlar.

Amerika’da spor bir kültür, bu okul ile daha da pekişmiş durumda. Bazı okullarda Amerikan Futbolu bazı okullarda, basketbol en ön plandadır. Senin gittiğin yerde hangisi ön planda, basketbola olan bakış açısı nasıl ?

İnanılmaz bir ilgi var. Çoğu öğrencinin bakış açısı, “Belki bir NBA oyuncusunu izleme fırsatı yakalıyorum “ şeklinde. Biz Türkiye’de NBA’i konuşurken, çok uzak bir hedef hatta, çoğu zaman erken bir hedef gözü ile bakılıyor ve “Erkenden yıldız oldu havalara girdi” oluyor. Orada ise tek hedef  NBA ve çalışırsan olur mantığı ile hareket ediliyor. 

Lise bittikten sonra West Virginia Üniversitesine gideceksin. Hangi bölümü istiyorsun ?

Spor işletmesi okumak istiyorum.

West Virginia’nın okul takımı ilk turda Dayton Üniversitesine elendi. Senin West Virginia ile ilgili hedeflerin düşüncelerin neler?

Bu sezon uzun oyuncuları yoktu. Fakat bu sezonki oyuncular Bob Huggins’in oyuncuları değildi. Ancak yinede iyi iş çıkarttılar geçen sene Sweet 16’e kalmışlardı ancak bu sezon olmadı. Bence o takımla yapılabilecek en iyi işi yaptılar.

All – Americans olma durumun vardı ama olamadın, onun sebebi neydi?

Oynadığım takımın çok iyi bir takım olmaması daha doğrusu bulunduğumuz yerde bir ligin olmamasından dolayı fazla göz önüne çıkamadım. Biz devamlı turnuvalara gittik ancak iyi turnuvalardan da çağırılmak gerekiyor açıkçası. Bide bazı oyuncular çok üst düzey performans sergilediler ve istatistiksel olarak önemli ortalamalar yaptılar. Bide yeni tanınan bir oyuncuyum, ucundan döndüm ama benim için farketmiyor açıkçası elbet bir dönem olurum.

Anladığımız kadarıyla ilk senende oldukça Amerikalıları etkilemişsin ve sende hedeflerin bakımından daha ümitli ve daha da şevkle çalışıyorsun.

Aslında çok fazla iyi maç yapamadım ancak çoğu antrenör hakkımda oldukça iyi şeyler sölüyorlar. Örneğin Atlanta Hawks’tan Josh Smith ile 5 dakika bir muhabbetim oldu o da bana çok olumlu şeyler söyledi. Bu sene çok verimli inanılmaz bir sene değildi belki ama bireysel olarak iyi çalıştım, daha iyi de olabilirdi ama ileriki senelerde daha iyi olacağımı düşünüyorum.

NBA'de favori oyuncun kim? Varsayalım ki NBA'e seçildin, hangi takımda oynamak isterdin?

 Bunu şimdiden söylemek çok zor ancak Phoenix Suns’ı ve Amare Stoudamire’ı çok beğeniyorum. Tabi hangi takım isterse koşa koşa giderim o ayrı konu :)

Röportaj: Oğuz Yenihayat
Fotoğraf: Kıvanç Yılmaz



Bu sayfayı paylaşın
| Daha

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile